21 Oca 2017

Trafik Sigortası Alkolden Kaynaklı Rücu Talebi

 Rücu talebi geldiğinde dikkat edilecek hususlar ?

Alkolün vücuttaki metabolizma hızı cinsiye, yaş, kilo, eşlik eden hastalık, ilaç kullanımı, alkol kullanım alışkanlığının düzeyi vb etmenlerle değişkenlik göstermekle birlikte adli tıbbi uygulamada saatte 15 mg/dl olarak kabul edilmektedir.

Alkol kişinin cinsiyetine, yaşına, vücut kütlesine, alkol tüketim alışkanlığına, alkol eşliğinde tüketilen gıdaların içeriğine bağlı olarak farklı etkiler gösterebilmektedir. Etil alkol esas olarak merkezi sinir sistemi depresanı olarak etki eder. Ancak düşük dozlarda ilk olarak inhibitör merkezler etkilendiğinden stimülan etki dikkati çeker. Kan alkol değeri 10–50 mg/dL olduğunda düşüncede açıklık, kendine güven, atılganlık, konuşkanlık, iyimserlik ve rahatlık ön plandadır.

Kan alkol seviyesinin artmasıyla yüksek fonksiyonlardan başlayıp, vejetatif fonksiyonlara doğru yayılan ilerleyici bir depresyon gelişir. Başlangıçta muhakeme gibi yüksek fonksiyonlar etkilenir. Bunu kas koordinasyonunu içeren otonomik fonksiyonların etkilenmesi izler. Klinik bulgular her zaman kan alkol seviyelerine bağlı değildir. Kronik alkoliklerde yüksek kan alkol seviyesine karşın, alkole karşı gelişen tolerans, önemli bir klinik bulgu görülmemesine yol açabilir.

Alkol kullanma alışkanlığı olmayan ve alkole karşı tolerans gelişmeyen kişilerde alkol alındığı zaman normalden daha şiddetli belirtiler meydana gelir. Hatta bir kişide, farklı zamanlarda ölçülen aynı kan alkol konsantrasyonlarında farklı semptomlar görülebilir. Bu nedenle kan alkol konsantrasyonlarına göre belirlenen klinik bulguların kesin bir tablosunu yapmak mümkün olmasa da aşağıda gösterilen kan alkol konsantrasyonlarına göre belirlenen klinik semptomlar oldukça yararlı olacaktır. Etil alkolün kan alkol konsantrasyonlarına bağlı olarak ortaya çıkan merkezi sinir sistemine etkileri şu şekildedir:

·      10–50 mg/dL: Düşüncede açıklık, kendine güven, atılganlık, konuşkanlık, iyimserlik.

·      50–100 mg/dL: Serebellar ve motor hareketlerde hafif bozulma, yüksek komplike iradeli     fonksiyonlarda bozulma, fazla konuşma, gülme, hafif duygusallaşma.

·      100–150 mg/dL: Hareketlerde uyumsuzluk; konuşma, yürüme bozukluğu, huzursuzluk.

·      150–200 mg/dL: Belirgin sarhoşluk, amaca yönelik koordine hareketlerin belirgin olarak yapılamaması, ataksiler, mide bulantısı.

·      200–300 mg/dL: Retiküler aktive edici sistem hareketlerinde bozulma, kusma, baş dönmesi, kan basıncında düşme, solunumda bozulma, konfüzyon-amnezi, uzun horlamalı uyku dönemi, komaya yakın tablo.

·      300–350 mg/dL: Kusmaya bağlı aspirasyon tehlikesi, stupor, koma.

·      >350 mg/dL: Yüzeysel ve düzensiz solunum; kalp atımı alınamayan kan basıncında ileri derecede düşme; solunum depresyonuna bağlı olarak yavaş yavaş gelişen ölüm.

Bu gruplanmadan da anlaşılacağı gibi, alkol seviyesi 0.5 promili geçtikçe motor ve serebellar fonksiyonlar bozulmaya başlayıp, alkol seviyesinin artması ile birlikte daha da bozulmaktadır. Ancak kan seviyesi 1 promili geçtikten sonra cinsiyet, yaş, vücut kütlesi, alkol tüketim alışkanlığı, alkol eşliğinde tüketilen gıdaların içeriklerinden bağımsız olarak motor ve denge üzerine bozucu etkileri görülmektedir.

Nitekim Almanya’da 1.1 promili düzeyinin üzerindeki alkol seviyelerinde, gerçekleşen kazalarda alkolün mutlak suretle etkisinin olduğu kabul edilmektedir.

Bu konudaki yazım :

Yine benzer şekilde ülkemizde 2009 yılında yapılan “Türk Ceza Yasasına göre alkollü araç kullanmanın güvenli sürüş yeteneğine etkileri” konulu çalıstay sonuç bildirgesinde; “ülkemizdeki ve dünyadaki bilimsel çalışmaların incelenmesi sonucunda görülmüstür ki; alkol güvenli sürüş yeteneğini kişiden kişiye değişmekle beraber 0.30 promil duzeyinden itibaren olumsuz etkilemektedir. Türk Ceza Yasası 179/3. maddesi kapsamında alkollü araç kullanmanın güvenli sürüş yeteneğini bozduğu sınır başka bir değişle trafıkte tehlikelilik sınırı (kim olursa olsun etkilenecek düzey) 1.00 promil (g/l),  kabul edilmelidir. Bu sınırı geçmiş kan alkol düzeyinde bir sürücünün, güvenli sürüş yeteneğinin bozulduğunun kabulü gerekir. Ayrıca adlı tıbbı muayene ile bunun belirlenmesine gerek olmamalıdır.” ifadeleri yer almaktadır .(Türk Ceza Yasasına göre alkollü araç kullanmanın güvenli sürüş yeteneğine etkileri Çalıştay Sonuç Bildirgesi, Adli Bilimler Dergisi Aralık 2009).

Dolayısıyla Kasko ve Trafik Sigortası hasarlarına konu olan alkollü trafik kazalarında özellikle Trafik Sigortası rücüsuyla ilgili aşağıda yer alan bir çok Yargıtay Kararında olduğu gibi kaza ile alkol arasındaki illiyet bağı araştırılarak alkol raporunda kayıtlı bulgulara göre kaza anındaki alkol düzeyinin tespiti ve bu düzeyin sürüş emniyeti üzerine olan etkisi hakkında  belirtilen promil alkol düzeyinin, motor ve serebellar fonksiyonları bozarak güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracak düzeyde olup olduğunun kusur oranı da dikkate alınarak uzman bir hukukçu ve adli tıp uzmanı gözetiminde incelenmesi faydalı olacaktır.

Y A R G I T A Y  17.HUKUK DAİRESİ  ESAS KARAR  2010/ 5019 2011/1888

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, davalının işleteni ve sürücü olduğu araçla yaptığı kaza sonucu davacının, aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olarak ölen yolcu Lokman için 6.869 TL destekten yoksun kalma tazminatı ve yaralanan Mehmet Sait için 17.440 TL maluliyet tazminatı ödediğini, kaza anında davalı alkollü olduğundan rücu hakları bulunduğunu belirterek, 24.309 TL.nin ödeme tarihi 17/11/2005 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; davanın kabulü ile, 24.309,00 TL’nin ödeme tarihi 17/10/2005 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dava, trafik kazasından kaynaklanan rücuan destekten yoksun kalma ve maluliyet tazminatı istemine ilişkindir.

Davacı vekili sürücünün 4/8 oranındaki kusuruna göre ödediği tazminatların rücuan tahsilini talep etmiş, Nöroloji Uzmanı, Hukukçu ve İTÜ öğretim görevlisinden oluşan bilirkişi heyeti 14.7.2008 tarihli raporlarında “davalı sürücünün alkolün etkisi altında kaza yaptığı” belirtilmiştir. Mahkemeninde itibar ettiği, ceza davasında KGM fen heyetinden alınan 18.2.2005 tarihli raporda ise davalı sürücü Ali Ekber’in 4/8, plakası belirlenemeyen araç sürücüsünün 4/8 kusurlu olduğu bildirilmiştir.

2918 sayılı KTK.nun 48. maddesinde; alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.

Ayrıca Zorunlu Mali Mesuliyet Sorumluluk Genel Şartlarının B.4.d maddesinde; tazminatı gerektirir olay işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa sigortacının sigorta ettirene rücu hakkı olduğu açıklanmıştır.

Bununla birlikte Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.4.d maddesinin dayanağını teşkil eden KTK’nun 48. maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde, yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve mütakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabülü de mümkün değildir.

O halde, zararın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK’nun 1281. maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir.

Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin saptanması durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın reddine aksi halinde kabulüne karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (Bkz.YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları)

Somut olayda kazanın oluş şekli, tarihi ve yeriyle ilgili hususlarda bir çekişme bulunmamaktadır. BK 53 maddesi uyarınca Hukuk hakimi, Ceza Mahkemesince tespit edilen kazanın oluşumunda plakası tespit edilmeyen aracında etkisi olduğuna dair maddi vaka olgusu ile bağlı olup, kesinleşen ceza davasında alınan 18.2.2005 tarihli rapor gereği davalı sürücü Ali Ekber’in 4/8, plakası belirlenemeyen araç sürücüsü 4/8 kusurlu olduğuna göre kazanın salt alkolün etkisi ile meydana geldiğinin kabulü mümkün değildir. Kaldı ki; 4/8 kusur oranına göre alınan aktüerya raporuna da davacı tarafın itirazı olmamıştır. Bu nedenle davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.

2-Bozma kapsamına göre tarafların sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ; Yukarıda 1.bendde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA , 2.bendde yazılı nedenle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 3.3.2011 günü oybirliği ile karar verildi.

Kaynak:

Av. Fatih ÜÇ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir